ATATÜRK VE SULTAN GALİYEV
Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN
GiriÅŸ
Ön Asya Türklerinin kurtuluÅŸ savaÅŸçısı Mustafa Kemal Atatürk ile Orta Asya Türklerinin bağımsızlık önderi Sultan Galiyev aynı yıllarda yaÅŸayan ve etkili olan önderlerdir. Atatürk’ten bir yıl önce doÄŸan ve Atatürk’ün ölümünden bir yıl önce idam edilen Sultan Galiyev, DoÄŸu TürklüÄŸünün temsilcisi olarak bağımsız bir Turan İmparatorluÄŸu peÅŸinde koÅŸmuÅŸtur.
Atatürk, dünyanın jeopolitik merkezi olan topraklarda, Ön Asya TürklüÄŸünün egemenliÄŸinin simgesi olarak Türkiye Cumhuriyetini kurarken, Sultan Galiyev’de Orta Asya ve DoÄŸu TürklüÄŸünün yaÅŸadığı topraklarda egemenliÄŸinin göstergesi olacak olan bir bağımsız devlet kurabilmenin çabası içerisindeydi. Bazen İdil-Ural, bazen Tatar-BaÅŸkırt bazen da Turan adını taşıyan devlet modelleri ardında koÅŸmak, DoÄŸu TürklüÄŸünün ve Müslümanlığının önde gelen temsilcisi olarak Sultan Galiyev’in baÅŸlıca iÅŸi ve tarihsel misyonu olmuÅŸtur.
Ondokuzuncu yüzyılın sonlarına doÄŸru, Avrupa merkezli dünyanın doÄŸusunda yer alan üç büyük imparatorluk çökerken, bu siyasal yapıların içerisinde yer alan halklar kendi baÅŸlarının çaresine bakmak üzere yeni devlet modelleri üzerinde durmuÅŸlar ve her topluluk kendi devlet modelini kurmak için uÄŸraşırken , diÄŸer toplumlar ve halklarla karşı karşıya gelmiÅŸtir. Bu nedenle , Birinci Dünya Savaşı öncesinde DoÄŸu Avrupa’daki Osmanlı topraklarında küçük halklar kendi ulus devletlerini kurma mücadelesine girince, Balkanizasyon denilen dağılma ve parçalanma süreci Osmanlı ve Avusturya İmparatorluklarını yıkmıştır. Aynı dönemde ise Rus Çarlığında milliyetçi ayaklanmalar gündeme gelince Rus devleti ÅŸiddete yönelen bir halkçılık akımını destekleyerek, Balkanizasyonun Rus Devletini parçalamasını önlemiÅŸtir. Ne var ki, Birinci Dünya Savaşı sürecinde Rus İmparatorluÄŸu çökme noktasına gelince, bu büyük yapı dağılmış ve sonrası için halklar arasında çekiÅŸme baÅŸlayınca, yirminci yüzyılın baÅŸlarından itibaren Rusya sınırları içerisinde yaÅŸamakta olan Türk asıllı halk kitleleri kendi geleceÄŸini aramaÄŸa baÅŸlamıştır. İşte bu mücadelenin ortaya çıkardığı Asya TürklüÄŸünün bağımsızlık önderi Sultan Galiyev olmuÅŸtur.
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Türkler, kendi devletlerinin kurucusu olan Mustafa Kemal’i çok iyi bilmelerine raÄŸmen, Orta Asya ve DoÄŸu TürklüÄŸünün önderi olan Sultan Galiyev’i yeterince bilmezler çünkü, emperyalizm Orta Asya TürklüÄŸü ile Ön Asya Türkleri arasındaki bağı kesmiÅŸtir. Birinci Dünya Savaşı sonrasında gerçekleÅŸen Sovyet Devrimi, bütün Kafkasya ve Orta Asya bölgelerini sınırları içerisine alırken, Asya Türklerini bir açık hava hapishanesine demirperde uygulaması sayesinde hapsetmiÅŸtir. Dünyanın merkezi coÄŸrafyasında yer alan büyük Türk devleti olarak Osmanlı imparatorluÄŸu da çökünce, geri çekilen topraklardan göçüp gelen Türk boyları Ön Asya Türk egemenliÄŸinin merkezi olan Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde yaÅŸamlarını sürdürmeÄŸe çalışmışlardır. Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar uzanan büyük Türk dünyası yirminci yüzyılın koÅŸullarında ikiye bölünmüÅŸ, Ön Asya Türkleri Atatürk’ün kurmuÅŸ olduÄŸu Türkiye Cumhuriyeti çatısı altında özgür bir biçimde bağımsızlığa kavuÅŸurken, küresel dünya dengelerinin gündeme getirmiÅŸ olduÄŸu Sovyet devrimi sayesinde Rus hegemonyasının egemen olduÄŸu Sovyetler BirliÄŸi gibi bir büyük imparatorluk coÄŸrafyasına Asya kıtasının çeÅŸitli bölgelerinde yaÅŸamakta olan bütün DoÄŸu Türkleri katılmak zorunda kalmışlardır.
Ön Asya Türkleri Atatürk sayesinde özgürlüklerine ve bağımsızlıklarına sahip olurken, Orta Asya’nın DoÄŸu Türkleri ise Rus hegemonyası altındaki bir baskı rejimine demirperde gerisinde kalarak yetmiÅŸ beÅŸ yıl süre ile mahkum olmuÅŸlardır. Bunun da nedeni, DoÄŸu TürklüÄŸünün simgesi olan Sultan Galiyev’in Atatürk gibi baÅŸarılı olamamasıdır. Ayrı coÄŸrafyalarda Türk ve Müslüman asıllı halk topluluklarının bağımsız geleceÄŸi için mücadele eden iki büyük önderden Atatürk’ün batı emperyalizmine karşı baÅŸarılı olarak zafer elde etmesi Sultan Galiyev’in ise, Rus emperyalizmine karşı yürüttüÄŸü bağımsızlık ve özgürlük mücadelesini kaybetmesi nedeniyle böylesine bir ayırım ortaya çıkmıştır.
Atatürk’ün kurmuÅŸ olduÄŸu bağımsız Türk devleti bu sene doksanıncı yılına girerken, Sovyet İmparatorluÄŸunun dağılmasından bu yana yirmi yıl geçmesine raÄŸmen, bütün DoÄŸu Türkleri ve Müslümanları hala kendi bağımsız ve özgür geleceklerini aramaktadırlar. Yüzyılların Rus hegemonyasını sürdürmek isteyen Rus devleti bugün bile sınırları içinde veya yakınında yaÅŸamakta olan Türk topluluklarına ya da devletlerine bağımsız olma hakkını tanımak istememektedir.Tarihi iyi bilen Ruslar, bugün egemen oldukları geniÅŸ topraklarda uzun yüzyıllar Türk asıllı devletlerin ve imparatorlukların hüküm sürdüÄŸünü çok iyi bilmektedirler.
Tarihsel Süreç
Milattan önce iki binli yıllarda baÅŸlayan göçler sayesinde Orta Asya Türkleri anakaralar boyunca yayılırken, bugünkü Rus topraklarında önce Hun İmparatorlukları daha sonra da Avar ve Hazar İmparatorlukları yüzyıllarca birer Türk devleti olarak hüküm sürmüÅŸlerdir. Ruslar, Milat yıllarında bugünkü Ukrayna’nın baÅŸkenti olan Kiev dolaylarında bir küçük prenslik iken, Türkler Hazar imparatorluÄŸu olarak bugünkü Rus coÄŸrafyasının mutlak egemeni konumundaydı. Üçüncü yüzyıldan onuncu yüzyıla kadar devam eden büyük Hazar İmparatorluÄŸu yedinci yüzyılda Avrupa’ya zorlanan Türk göçleri nedeniyle zayıflamaÄŸa baÅŸlayınca, Kiev’den Moskova’ya taşınan Rus PrensliÄŸi zamanla büyümüÅŸ ve bir Çarlık rejimi altında sonraki yıllarda bölgesel bir büyük imparatorluÄŸa dönüÅŸmüÅŸtür.
Yedinci yüzyıl sonrasında göçler devam ettikçe Hazar ülkesi zamanla Rus ülkesine dönüÅŸmüÅŸtür. Onuncu yüzyılda Hazar imparatorluÄŸunun yıkılmasıyla da, bütün Hazar topraklarının Rus hegemonyasına seçtiÄŸi görülmüÅŸtür. Bugünkü Çek Cumhuriyetini, Finlandiya’yı, Estonya’yı, Macaristan’ı ve Bulgaristan’ı Avrupa kıtasında bağımsız devlet olarak oluÅŸturan Türk kökenli halklar, Hazar topraklarını terkettikçe Rusların önü açılmış ve zaman içerisinde eski Türk topraklarında büyük bir Rus egemenliÄŸi gündeme gelmiÅŸtir. Bu nedenle, Asya’nın kuzey bölgesinde tarih boyunca bir Rus ve Türk hegemonya çekiÅŸmesi yaÅŸanmıştır.
Yüzyıllarca süren büyük göçlere raÄŸmen Türk asıllı halklar Asya’nın kuzeyinde, ortasında ve doÄŸusunda varlıklarını sürdürmüÅŸler, yirminci yüzyılın büyük devleti olan Sovyetler BirliÄŸinin çöküÅŸünden sonra da varlıklarını ayrı devletler halinde koruyabilmiÅŸlerdir . Bugün Rusya Federasyonu çatısı altında sekiz, Orta Asya ve Kafkasya’da beÅŸ ve Avrupa BirliÄŸi çatısı altında da beÅŸ olmak üzere Türkiye Cumhuriyeti ve KKTC ile beraber günümüzde tam yirmi adet Türk devleti bulunmaktadır. Ayrıca çeÅŸitli devletlerin sınırları içerisinde yaÅŸayan farklı Türk toplulukları da günümüzde çeÅŸitli bölgelerde görülebilmektedir. Türkler bugün Asya ve Avrupa kıtalarının çeÅŸitli bölgelerinde yaÅŸamaÄŸa devam ederken, Türkiye Cumhuriyeti de bu iki kıtanın tam ortasında bir doÄŸu ve batı köprüsü olarak varlığını sürdürmektedir.
Atatürk’ün eseri olan Türk devleti bağımsızlığını korurken, Sultan Galiyev’in aynı doÄŸrultuda bir büyük Turan İmparatorluÄŸu çatısı altında bir araya getirmek istediÄŸi Orta ve Kuzey Asya Türkleri ile Müslümanları hala günümüzde de bağımsız geleceklerini aramaÄŸa devam etmektedirler. Bununda baÅŸlıca nedeni, Atatürk’ün batı emperyalizmine karşı bağımsızlık mücadelesini kazandığı zaman diliminde, Sultan Galiyev’in Rus emperyalizmine karşı yürütmüÅŸ olduÄŸu bağımsızlık mücadelesini kaybetmesidir. EÄŸer Sultan Galiyev’de Ruslara karşı yürüttüÄŸü mücadeleyi kazanarak bağımsız bir Turan devleti kurabilseydi, bütün Avrasya kıtasında Türk egemenliÄŸi kurulmuÅŸ olacaktı. Sovyetler BirliÄŸinin dağılmasından sonra bugünkü avrasya kavgası o zaman çıkmayacaktı. Türklerin dağınık olmaları ve bir türlü Ruslar gibi merkezi yönetime sahip olamamaları yüzünden, Rusya ve Asya Türk toplulukları bir büyük devlet çatısı altında bir araya gelememiÅŸlerdir.
Hedef, Büyük Türk CoÄŸrafyası
Atatürk ile Sultan Galiyev beraberce ele alındığında ilk yapılması gereken; tarihsel süreç içerisinde bu iki önderin bir ortak deÄŸerlendirmeye konu edilmesidir. Yirminci yüzyılın baÅŸlarında Ön Asya Türklerinin merkezi coÄŸrafya da bağımsız bir devlet kurma ÅŸansına sahip olabilmeleri ile Kuzey ve Orta Asya Türklerinin böylesine bir ÅŸansı yakalayamamaları üzerinde durmak ve iki ayrı bölge Türklerinin neden bir ortak dayanışma içerisinde bir büyük Avrasya yapılanmasını kendi egemenlikleri altında yakalayamadıkları konusunu irdelemek gerekmektedir.
Burada tarihsel koÅŸullar ile beraber uluslararası konjonktürün önde gelen etkilere sahip olduÄŸunu görmek gereklidir. Ayrıca, Atatürk’ün bir asker olarak sahip olduÄŸu bilgi birikimini ve devlet aklını ustalıklı bir biçimde bağımsız yeni bir devlet için kullanması ile Sultan Galiyev’in ise bir öÄŸretmen olarak sahip olduÄŸu entelektüel bilgi birikimini büyük Türk coÄŸrafyasında devlet kurucusu olarak kullanamamasının üzerinde durmak gerekmektedir. İki ayrı coÄŸrafyanın kendine özgü jeopolitik konumlarını Atatürk yerinde deÄŸerlendirebilirken, Sultan Galiyev bu konuda yetersiz kalmıştır, Sultan Galiyev’in çalıştığı alanın Türkiye topraklarının on misli büyüklüÄŸünde olması faktörü dikkate alınırsa o zaman Atatürk’ün daha küçük bir ülkede yürütmüÅŸ olduÄŸu bağımsızlık savaşında, Galiyev’den daha ÅŸanslı olduÄŸu görülmektedir.
Tarihin köÅŸe başında doÄŸu imparatorlukları çökerken, merkezdeki Türk devleti dağılmış ve İstanbul baÅŸkent olmaktan çıkmıştır. Türkler büyük devletlerini ellerinden kaçırırken, Ruslar Çarlık rejimi çökmesine raÄŸmen gene de ayakta kalmışlar ve Moskova merkezli imparatorluk coÄŸrafyasını yeni dönemde gene Moskova merkezli bir büyük ideolojik siyasal yapılanma çerçevesinde sürdürebilmiÅŸlerdir. Bu dönemde bütün Kuzey ve Orta Asya Türk toplulukları Sovyet imparatorluÄŸu çatısı altında Rus hegemonyasına mahkum edilmiÅŸlerdir. Üç çeyrek asır devam eden ideolojik imparatorluk, Rusya Türkleri için tam bir demirperde hapishanesine dönüÅŸmüÅŸ, sosyalist sistemin çöküÅŸü üzerine, bir kısım Türk devletleri bağımsızlıklarını yakalayabilmiÅŸ, diÄŸerleri ise gene Rus hegemonyası altında federasyonun sınırları içerisinde Çeçenistan gibi baskı altına alınmışlardır.
Sultan Galiyev’in denemiÅŸ olduÄŸu üç tür devlet yapılanmasının devam edememesi nedeniyle, Rusya Türkleri hala Rus baskısı altında yaÅŸam mücadelesi vermektedirler. Hazar’ın kuzey bölgesinde bir İdil-Ural ya da Tatar-BaÅŸkurt devletlerinin kurulması veya Orta Asya ile kuzey Asya Türklerini bir araya getirecek olan bir büyük Turan İmparatorluÄŸunun kurulmuÅŸ olması, Türk dünyasının daha özgür ve bağımsız bir geleceÄŸe yönelmesini saÄŸlayabilecekti. Ne var ki, Sultan Galiyev dönemindeki mücadeleyi Rusların kazanması ve Türklerin yitirmesi yüzünden ortaya çıkmış olan dağınık tablo bugün deÄŸiÅŸmediÄŸi için mazlum Türk topluluklarının esareti günümüzde de devam etmektedir. Orta Asya ve Kafkasya Türkleri bağımsızlıklarını kazanmalarına raÄŸmen, Rusya ve kuzey Asya Türk toplulukları gene Rusya Federasyonunun çatısı altında yaÅŸamaÄŸa zorlanmaktadırlar.
Türk devletlerinin yarısı bağımsız yaÅŸarken, geri kalan yarısı da Rusya hegemonyası altında gene eskisi gibi esarete zorlanmaktadırlar. Sultan Galiyev ve arkadaÅŸlarının Birinci Dünya Savaşı sırasındaki mücadeleyi kaybetmeleri nedeniyle ortaya çıkan olumsuz tablo yirmibirinci yüzyılın baÅŸlarında da devam etmektedir. Rusya Türklerinin Atatürk’ün elde etmiÅŸ olduÄŸu zaferi saÄŸlayamamaları yüzünden, büyük Türk dünyası Rus hegemonyasının baskılarına terkedilmiÅŸtir. İdeolojik imparatorluÄŸunu elinden kaçıran Rus devleti, yeni dönemde gene eskisi gibi imparatorluk macerasını sürdürmek istediÄŸi için, sınırları içerisinde yer alan Türk ve müslüman asıllı toplulukların bağımsızlıklarını bir türlü kabul etmemektedir. Özellikle, Çeçenistan’a karşı uygulanan ağır baskı ve katliam giriÅŸimleri böylesine bir olumsuz tutumun en açık göstergeleri olarak dünya tarihi içindeki yerini almıştır. Benzeri bir biçimde bağımsızlığa yönelen Tataristan’a karşı da Rus emperyalizmi elinden gelen tüm yolları deneyerek, Tatar Türklerini gene kendi çatısı ve baskısı altında tutmaÄŸa çalışmaktadır. Tüm halklar ve ülkeler bağımsız bir geleceÄŸe doÄŸru yönelirken, eskiden kalma baskı düzenleri içerisine Asya ve Rusya Türklerini hapsetmenin ne derece ters bir durum olduÄŸu her geçen gün daha fazla ortaya çıkmaktadır. Sultan Galiyev yerine Stalin’in galip gelmesi ve tüm karşıtlarını temizlemesi sonucunda ortaya çıkan Türkler için esaret tablosunun günümüzde eskisi gibi sürdürülmek istenmesi geleceÄŸin Rusya’sı bir çekiÅŸme ve çatışma alanına dönüÅŸtürecek gibi görünmektedir.
Lenin ve Stalin karşısında mücadeleyi yitiren Sultan Galiyev bir öÄŸretmen olarak son derece bilgili ve kültürlü bir siyasetçiydi. Hapishanede kendisini anlatan bir kitap yazan Galiyev yoksul geçen bir çocukluk döneminden sonra kendisini okumaya ve yetiÅŸtirmeye vermiÅŸti. Tatar öÄŸretmen okulunu bitirdikten sonra tatar Sosyalist Örgütünü kurarak siyasal önderliÄŸe baÅŸlayan Galiyev, Tatar milliyetçiliÄŸi ile beraber sosyalist giriÅŸimlerini de sürdürüyordu. Daha sonra Kazan’a geçerek Mollanur Vahidov’un kurucusu olduÄŸu Müslüman Sosyalistler Komitesine katıldı. Rusya’da yaÅŸayan bütün Müslümanları sosyalist bir devlet çatısı altında biraraya getirmeyi hedefleyen bu komitede Mollanur Vahidov sonrasında Galiyev baÅŸkanlığa geldi ve bu görevini uzun süre yürüttü. Devrim sonrasında Moskova’da toplanan Komünist Partisinin kongresinde bütün milli komitelerin kapatılması karar altına alınınca, bu komitenin çalışmaları durduruldu. Sultan Galiyev komite baÅŸkanı olarak giriÅŸimlerini sürdürmeÄŸe devam etti ve böylece Moskova ile ters düÅŸtü. Tatar-BaÅŸkurt Meclisinin almış olduÄŸu İdil-Ural devleti kurma projesi, yeni dönemde Moskova merkezli sosyalist sistemin tüm ülkeye egemen olmasıyla beraber duraklamıştır.
Orta ve kuzey Asya Türkleri ile Müslümanları için öncü bir örnek hareketi örgütlemek için uÄŸraÅŸan Tatarlara karşı Rusların tepkisi giderek artmış ve belirli bir aÅŸamadan sonra Tatar-Rus karşıtlığı tırmanmaÄŸa baÅŸlamıştır SSCB yönetimi ülke içindeki iç savaşı gerekçe göstererek merkezi yönetim dışındaki bütün yerel ve bölgesel siyasal yapılanmaları yasaklamıştır. Moskova’nın direktifiyle Tataristan, BaÅŸkurdistan ve ÇuvaÅŸistan ayrı devletler olarak kurularak Rusya Federasyonu içerisinde eyalet statüsüne sahip oluyorlardı. Böylece Rusya’da Sultan Galiyev’in baÅŸlattığı giriÅŸimlerin ters tepmesiyle ulusal sorun daha da büyüyerek ülkenin gündemine oturuyordu.
Merkeze bağımlı eyalete yapılanmasına karşı çıkan Tatarların ulusal özerklik talepleri Galiyev tarafından dile getirilince; Stalin, Tatar hareketine karşı yeni önlemler almak zorunda kalıyordu. Rus hegemonyasına karşı bütün doÄŸu halklarının desteÄŸini arkasına almak isteyen Sultan Galiyev bu doÄŸrultuda I920 yılının Eylül ayı içinde Azerbaycan’ın baÅŸkenti olan Bakü kentinde bir DoÄŸu Halkları kurultayını Moskova desteÄŸi ile gerçekleÅŸtiriyordu. Batı emperyalizmine karşı bütün doÄŸu halklarını bir büyük Turan İmparatorluÄŸu çatısı altında biraraya getirmeyi hedefleyen Birinci Bakü kurultayı hem Rusya’da hem de savaÅŸ sonrasında bütün dünyada önemli etkiler yaratmıştır. Bu kurultaya Osmanlı devletinin son hükümetini temsilen Enver PaÅŸa ile Anadolu hareketinin oluÅŸturduÄŸu Ankara hükümetinin temsilcisi olarak İbrahim Tali Öngören ‘de katılıyordu. Sultan Galiyev’in öncüsü olduÄŸu bu kurultaya Türkiye Büyük millet Meclisi hükümeti ilgisiz kalmıyor ve yeni kurulan Türk devletinin baÅŸkanı olarak Atatürk kendi adına bir temsilciyi Bakü Kurultayına göndererek DoÄŸu Halkları içerisinde yer alıyordu. Rus komünistleri Enver paÅŸayı emperyalistlerin adamı olarak görürken, Kemalist Türkiye’nin temsilcisi olan İbrahim Tali Bey’i bir anti emperyalist ve DoÄŸu Halklarının temsilcisi olarak selamlıyorlardı. Galiyev Bakü Kurultayında ortaya çıkan ortamdan yararlanarak bütün DoÄŸu Halklarını bir Mazlumlar ya da Sömürgeler Enternasyonali adı altında bir araya getirmeyi planlıyordu. Moskova rejiminin sosyalist enternasyonali bir Rus hegemonyasına sokması üzerine Galiyev buna tepki olarak DoÄŸu Türkleri ve Müslümanlarının egemenliÄŸinde yeni bir Mazlumlar Enternasyonali arayışını gündeme getiriyordu.
Sultan Galiyev’in sürekli olarak Moskova ile ve Rus hegemonyası ile ters düÅŸen giriÅŸimleri sonucunda BolÅŸevik partiden atılması gündeme geliyordu. Sürekli olarak Stalin ile karşı karşıya gelen Galiyev partiden atıldıktan sonra gene anti Rus çizgide çalışmalarını sürdürüyor ve Tatarların öncülüÄŸünde bir büyük Türk birliÄŸini Turan devleti çatısı altında gerçekleÅŸtirmeyi hedefliyordu.
Sovyetler BirliÄŸini Büyük Rusya’ya dönüÅŸtürmek isteyen BolÅŸeviklere karşı mücadele baÅŸlatan Sultan Galiyev bu doÄŸrultuda bütün doÄŸu halklarının desteÄŸini arkasına almak istiyordu. Stalin ile ters düÅŸen Galiyev denge kurmak için Troçki’ye yanaşıyordu. Bu durumu önlemek isteyen Stalin milliyetçilik suçlusu olarak Sultan Galiyev’i hapse attırıyordu. İşçi sınıfı diktatörlüÄŸü için proleterya felsefesine inanarak çalışan BolÅŸevikler, Sultan Galiyev’i hem milliyetçi hem de burjuva görerek mahkum ediyorlar ve bu doÄŸrultuda hapse attırarak DoÄŸu Türklerinin Moskova’dan kopmasını önlüyorlardı. Rus hegemonyasına karşı Pantürkizm ve Panislamizm akımlarını bir büyük Turan yapılanması doÄŸrultusunda savunan Sultan Galiyev bir anlamda hem parti suçlusu hem de ideolojik hain olarak görülüyordu. Sonraki yıllarda partiye dönme isteÄŸi reddedilen Sultan Galiyev önce idama mahkum edildi ve daha sonra da on yıl zorunlu çalışma cezası ile Kuzey denizindeki Solovki adasına gönderildi. Bir ara serbest bırakılan Sultan Galiyev daha sonra yeniden yakalanarak hapse atıldı.
Türkiye Komünist Partisi baÅŸkanı Mustafa Suphi ve arkadaÅŸlarının öldürüldüÄŸü gün Kazan’da kurÅŸuna dizilerek öldürüldü. Ülkesinden kaçmayı hiç bir zaman düÅŸünmeyen Sultan Galiyev bir anlamda siyasal mücadelesinin kurbanı oluyordu. Rus hegemonyasında oluÅŸturulan bir ideolojik diktatörlük her türlü ulusalcı hareketi tehlike olarak görürken, büyük Türk ve İslam milliyetçisi Sultan Galiyev’i ölüme mahkum etmekten hiç çekinmiyordu. Sovyetler BirliÄŸi gibi bir sosyalist sistemin zaman içerisinde Rus diktatörlüÄŸüne dönüÅŸmesine karşı çıkan Sultan Galiyev, Rus düÅŸmanlığı yapmıyor ama bir tatar olarak temsilcisi olduÄŸu Türk ve İslam dünyasının eÅŸit haklarını dile getirerek bunlar için yaÅŸamını feda ediyordu. Lenin döneminin kısa sürmesi, Troçki’nin bir lider olmaktan çok aydın kimliÄŸi ile yetinmesi Stalin gibi katı faÅŸist bir diktatörün önünü açıyor ve bu doÄŸrultuda Sultan Galiyev de ortadan kaldırılması gereken bir engel olarak hedef alınıyordu. Eski yardımcısı olan Mustafa Suphi’nin başına Karadeniz’de bir motor faciası düzenlenirken aynı gün ve saatlerde toplumdan soyutlanmış olarak hapislerde çürüyen Sultan Galiyev’de kurÅŸuna dizilerek bir anlamda kim vurduya götürülüyordu. Böylece, Bakü Kurultayı ile baÅŸlatılmak istenen DoÄŸu halklarının kurtuluÅŸu ya da Asya Türklerinin özgürlüÄŸü bir baÅŸka bahara erteleniyordu.
Sultan Galiyev çok okumuÅŸ bir Tatar aydını olarak, Türkçülük, İslamcılık ve Sosyalizm gibi üç akımı kendi ÅŸahsında birleÅŸtiren yeni bir akımın temsilcisi olarak tarih sahnesine çıkıyordu. Rus milliyetçiliÄŸine karşı tepki olarak Rusya topraklarında Tatarların öncülüÄŸünde doÄŸan Türkçülük akımının Rus nüfus çoÄŸunluÄŸuna karşı baÅŸarıya ulaÅŸabilmesi için Müslümanların da bu harekete katılması gerekiyordu. Bu doÄŸrultuda Rusya Müslümanlarına da seslenen Galiyev, Rusya’da BolÅŸevik hareketi ile gündeme gelen sosyalizme karşı da ilgisiz kalamazdı. Rus asıllı bir sosyalizme karşı Türklerin ve Müslümanların da sosyalizmi savunmaları söz konusu idi. Bu durumda Sultan Galiyev, Rusya Türkleri ve Müslümanlarının kurtuluÅŸu hareketini her üç ideolojiyi birlikte bütünleÅŸtirerek savunuyordu. Büyük bir Turan İmparatorluÄŸu hedeflendiÄŸi için bu doÄŸrultuda bütün Türk ve Müslüman toplulukların sosyalist bir rejim ile yönetilen Turan Federasyonu çatısı altında biraraya gelmeleri söz konusuydu. Turan BirliÄŸi bir anlamda Koloniler Devrimi ya da Sömürgeler Enternasyonali’nin baÅŸlangıcı olacaktı. Rus hegemonyasına karşı inatçı bir biçimde direnen Galiyev’e göre doÄŸu halklarının eÅŸit katılyımı olmadan sosyalist bir dünyanın kurulabilmesi mümkün deÄŸildi. DoÄŸu halkları ile beraber bütün mazlum ulusların birleÅŸmesi gündeme getiriliyordu. Galiyevcilik bir anlamda bütün mazlum ulusların bir araya gelme ve birleÅŸme teorisi olarak öne çıkıyor ve anti emperyalizm doÄŸrultusunda savunuluyordu.
Rus hegemonyacılığının daha sonraları bir Rus sosyal emperyalizmine dönüÅŸmesi nedeniyle Galiyev’in baÅŸlatmış olduÄŸu mazlum doÄŸuculuk felsefesine Mao Zedung sonrasında komünist Çin yönetimi sahip çıkmaÄŸa çalışmıştır. İkinci Dünya Savaşı sonrasında, Rusya’ya karşı ABD ve diÄŸer batılı emperyalist ülkeler tarafından desteklenen Maoculuk akımı, Sultan Galiyev’in geliÅŸtirmiÅŸ olduÄŸu anti Rusçuluk çizgisinde doÄŸunun mazlum uluslarının özgürlüÄŸünü ve bağımsızlığını savunmuÅŸtur. DoÄŸulu Türklerdin ve Müslümanların bir büyük çatı altında batı emperyalizmine ve Rus hegemonyasına karşı bir araya getirilmesi hem GaliyevciliÄŸin hem de MaoculuÄŸun temel düÅŸüncesi olmuÅŸtur. Atatürk Türkiyesi ise batıya karşı ortaya çıkan Sovyetler BirliÄŸi güdümündeki sosyalist blok arasında hem tarafsızlığını hem de bağımsızlığını koruyabilmek için, Maoculuk gibi Rus düÅŸmanlığı yapmamıştır. Galiyev’in Rus hegemonyacılığına karşı çıkan tutumunu Atatürk izlememiÅŸ, aksine Rus gücünü batı emperyalizmine karşı bir denge unsuru biçiminde kullanarak merkezi coÄŸrafyada yaÅŸayan Ön Asya Türklerine bir bağımsız devlet kazandırmıştır. Rusya ve Türkiye’nin birbirinden çok ayrı olan jeopolitik konumları nedeniyle, Atatürk ve Sultan Galiyev’in Rusya’ya karşı tutumları arasında ciddi bir ayrılık görülmüÅŸtür.
Atatürk’ün Akılcılığı
Sultan Galiyev’in düÅŸüncesinde top yekun bir batı karşıtlığı bulunmaktadır. Her türlü emperyalizme karşı çıkan ve Türkler ile Müslümanların bağımsızlığını savunan bir yaklaşım içerisinde hem batı hem de Rus emperyalizmine açıkça karşı koyan Galiyev’in bu tutumunu Atatürk izlememiÅŸtir. Mustafa Kemal , Türkleri ezmek ve yok etmek isteyen batı emperyalizmine karşı Galiyev gibi karşı çıkarken, Sovyetler BirliÄŸini bir batı karşıtı merkez ve blok olarak görmüÅŸtür. Kendisi de sol ve sosyalist düÅŸüncelere açık bir önder olan Mustafa Kemal kurmuÅŸ olduÄŸu devleti iki kutuplu dünyada bir merkezi model olarak oluÅŸtururken, iki kutba karşı eÅŸit mesafede kalmış ve her iki kutbun ilkelerinden yararlanarak bir karma yapı ile siyasal bir sentezi ulus devlet çatısı altında gerçekleÅŸtirmeÄŸe çalışmıştır . Atatürk yeni devleti kurarken ilk anayasa için temel olarak hazırladığı halkçılık programında sosyalist bir anlayışı benimsemiÅŸ ve daha sonra Türkiyle anayasasına konulan altı ilkeden üçünü ,devletçilik,halkçılık, ve devrimcilik devletin temel yapısına almıştır . Antiemperyalizm de ve antisömürgecilikte birleÅŸen Kemalizm ve Galiyevizm, ortaya çıktıkları ülke farkı nedeniyle Rus Devrimine farklı yaklaÅŸmışlardır. Galiyev’in Rus hegemonylacılığına karşı tavrı açıkça gündeme gelirken, Atatürk Sovyet sistemini açıkca batı emperyalizmine karşı bir denge unsuru olarak kullanmıştır. Böylece, bitmiÅŸ olan bir imparatorluÄŸun kalıntılarından bağımsız bir cumhuriyet devleti ortaya çıkarabilmiÅŸtir. Batılı emperyalistlerin ülkeyi içerden ele geçirmelerine karşı, Sovyet dengesiyle yeni Türk devleti yeniden bağımsız olma ÅŸansını yakalayabilmiÅŸtir. Galiyev’in yardımcısı olan Mustafa Suphi’nin Türkiye Komünist Partisi, DoÄŸu Türkleri ve Müslümanlarının haklarını her türlü emperyalizme karşı savunurken, Galiyev’den farklı olarak Moskovacı bir çizgi izlemiÅŸtir. Atatürk’ün önderliÄŸindeki Türkiye Cumhuriyeti hiç bir zaman Moskovacı bir çizgiye yönelmemiÅŸ ama Rus dostluÄŸunu sürekli canlı tutarak batılı emperyal devletlerin Osmanlı imparatorluÄŸuna yaptıklarını tekrarlamasını önlemek istemiÅŸtir. Kemalist Türkiye için Rus dostluÄŸu emperyal devletlere karşı kullanılan en önemli bir siyasal koz olmuÅŸtur. Atatürk bu amaçla Rus dostu bir dışiÅŸleri bakanını sürekli olarak görevde tutarak, batılı emperyal devletlerin baskılarını dengelemeÄŸe çalışmıştır. Bir ulusal kurtuluÅŸ savaşı sonucunda anti emperyalist bir çizgide kurulmuÅŸ olan Türk devletine yardım edilmesi de, Sovyetler BirliÄŸinin öncülüÄŸünde Sosyalist Enternasyonel tarafından karara baÄŸlanmıştır. Türkiye Cumhuriyetinin bir sosyalist ülke olmamasına raÄŸmen, yine de bir anti emperyalist devlet olması nedeniyle, batı emperyalizmine karşı dünya halklarının kurtuluÅŸu için kurulmuÅŸ olan Sovyetler BirliÄŸi, ulusal kurtuluÅŸçu Kemalist Cumhuriyeti yardım kararı almıştır. Bunun da nedeni, Atatürk ve Türkiye cumhuriyetinin sürekli olarak Sovyetler BirliÄŸine dostça bir yaklaşım içerisinde olmasıdır ,Bu dostluk hiç bir zaman Türkiye’yi doÄŸu bloÄŸuna kaydırmamıştır ama, batılı ülkeler bu durumdan çok rahatsız olmaları nedeniyle Atatürk sonrasında İnönü rejimini hemen Atlantik inisiyatifinin kontrolü altına alarak Türkiye ile büyük komÅŸusu Sovyetler BirliÄŸinin arasının açılmasına yol açmışlardır. Bu nedenle İkinci Dünya Savaşı sonrasında Stalin, Türkiye’den toprak talep etmiÅŸ, Türk devleti de bunun üzerine NATO’ya üye olarak Atatürk’ün aktif tarafsızlık politikasından uzaklaÅŸmıştır.
Sultan Galiyev bütün doÄŸu Türkleri ve Müslümanlarının özgürlüÄŸü ve bağımsızlığı doÄŸrultusunda çalışırken, bu doÄŸrultuda Ruslar ile çatışmayı ve Rus hegemonyası ile savaÅŸmayı göze alıyordu. Mustafa Kemal ise elden giden bir büyük imparatorluktan geride kalan milli sınırlar içerisinde hareket ediyor ve kesinlikle sınır ötesi maceralara uzak duruyordu. Bu nedenle, Türk askerinin girdiÄŸi Azerbaycan’dan birlikleri geri çekerek DoÄŸu sınırı olan Kafkasya’da Ermeni ve Gürcüleri hizaya getirdikten sonra Sovyetler BirliÄŸi ile anlaÅŸmaya varıyordu . Atatürk, gerçekci bir siyasal önder olarak Enver paÅŸa ve diÄŸer İttihatçılar gibi geniÅŸ alanda macera aramıyor ve milli sınırlar ötesindeki Türk topluluklarının kurtarılması doÄŸrultusunda giriÅŸimlerde bulunarak Rusya’nın husumetini çekmiyordu. Bu nedenle, Samsun’a çıktıktan sonra kendisiyle Havza’da görüÅŸmeÄŸe gelen BirleÅŸik Kafkasya Cumhuriyeti temsilcisinin Rusya’ya karşı yardım isteÄŸine uzak duruyordu. Her türlü Turancı yaklaşıma uzak duran Atatürk, Bakü Kurultayına göndermiÅŸ olduÄŸu temsilci aracılığı ile de batı emperyalizmine karşıt bir görüÅŸ sergilerken doÄŸu halklarına umut vererek onları Ruslara karşı kışkırtmıyordu. Bunun üzerine Rusya, doÄŸu Anadolu’da kendine baÄŸlı bir Ermeni eyaletinden vazgeçerek, batılı emperyalistlere karşı bir tampon devlet olarak Türkiye cumhuriyetini dolaylı Kolarak desteklemeÄŸe baÅŸlıyordu. Türkiye’nin bu dikkatli tavrın, Mustafa Kemal Türkiye Büyük Millet Meclisini açış konuÅŸmasında dile getirerek, bütün Panturanizm ve Panislamizm akımlarına yeni devletin uzak duracağını dünyaya açıklıyordu. Dünyada ve yurtta barışı ana ilke olarak benimseyeceÄŸini açıklayan Atatürk, Misakı- milli sınırları dışındaki her türlü askeri maceraya açıkca karşı çıkarak Türk dünyasının beÅŸte dördünün içinde bulunduÄŸu Sovyetler BirliÄŸini ürkütmekten çekiniyordu. Sultan Galiyev bu Sovyetler BirliÄŸi içindeki Türk dünyasını özgürlüÄŸe kavuÅŸturmak isterken, bu coÄŸrafyanın dışında baÅŸka bir siyasal yapılanma olan Türkiye Cumhuriyeti Sovyet topraklarında yaÅŸamakta olan büyük Türk dünyasını kendi geleceÄŸi için görmezden geliyordu . Kızılordunun kurulmasından hemen sonra bütün Kafkasya’nın Rus iÅŸgali altına girmesine sesini çıkarmayan Ankara hükümeti, batılı emperyalistlere karşı Sovyetler BirliÄŸi desteÄŸini güvence altına alabilmek için Azerbaycan gibi yüzde yüz bir Türk devleti ile bütünleÅŸmekten bile uzak duruyordu. Enver paÅŸa Azerbaycan’da yüz bin kiÅŸilik Türk ordusu kurmaÄŸa çaba gösterirken, Türkiye cumhuriyeti doÄŸu sınırları üzerinde Sovyet yönetimi ile anlaÅŸarak filler arasındaki tepiÅŸmede kendisini kurtarmaÄŸa çalışıyordu. Atatürk’ün bu dikkatli politikası sayesinde Ruslar Ankara hükümetini muhatap kabul ederek İstanbul’u devre dışı bırakıyorlardı. Ankara hükümeti kendisini Ruslara kabul ettirdikten sonra dünyaya tam anlamıyla bağımsız bir devlet olarak açılma ve askeri zaferlerini uluslararası antlaÅŸmalarla batılı büyük devletlere kabul ettirme ÅŸansını yakalayabiliyordu.Bu nedenle, Türk devleti Azerbaycan ile birleÅŸemiyor ve Kuzey Kafkasya’da kurulu bulunan BirleÅŸik Kafkasya Cumhuriyetini Ruslara karşı destekleyemiyordu. Gene bu doÄŸrultuda, Bakü Kurultayı sonrasında gündeme gelen doÄŸu halklarının ulusal kurtuluÅŸ mücadelelerine katkıda bulunamıyordu.
Koşullar, İşbirliğini Engellemiştir
Ön Asya’nın jeopolitik konumu ile Kuzey Asya’nın koÅŸullarının birbirinden çok farklı bulunması nedeniyle, Ön Asya Türklerinin önderi olan Atatürk ile Orta Asya Türklerinin lideri olan Sultan Galiyev birbirlerinden çok ayrı politikalar izlemek zorunda kalıyorlardı. Yeryüzünde varolan güçler mücadelesi ile büyük devletler arasında emperyal yarış her bölgede farklı yansımalar yaratıyor ve küçük ülkeler ve halklar kendilerini kurtarabilmek üzere bu devler ve kurtlar sofrasında birbirlerinden çok ayrı politikalar izleyebiliyorlardı. Türk dünyasının iki önderi Ön Asya ve Orta Asya’da emperyalizme karşı savaşırlarken, Atatürk batı emperyalizmi ile, Sultan Galiyev ise Rus emperyalizmi ile mücadele etmek zorunda kalmışlardır. Her iki emperyalizm Türk dünyasına yönelik olmasına raÄŸmen, Ön Asya ve Orta Asya Türklerinin birbirlerinden ayrı ve kopuk olmaları yüzünden Atatürk ve Sultan Galiyev arasında bir iÅŸbirliÄŸi olamamıştır. Her iki önder de aynı tarihlerde yaÅŸamalarına raÄŸmen , mücadele ettikleri toprakların birbirinden ayrılan jepolitik konumları nedeniyle farklı politikalara kaymak zorunda olmuÅŸlardır. Kuzey Türkleri Rus emperyalizmline karşı bağımsızlık savaşı verirken, ÖnAsya Türkleri bu durumdan tamamen farklı olarak batı emperyalizmine karşı vermiÅŸ olduÄŸu varolma savaşı sırasında Rus devletinin oluÅŸturduÄŸu karşı bloÄŸun gücünden denge unsuru olarak yararlanmasını bilmiÅŸtir. Kemalizm her türlü emperyalizme karşı çıkmasına raÄŸmen, Türkiye özelinde ülkenin jeopolitik konumu doÄŸrultusunda büyük komÅŸuyu uzak devlere karşı denge unsuru olarak devreye sokabilmiÅŸtir. Türkiye’nin ulusal çıkarları açısından anlaşılabilir bu durumun, Türk dünyasının bütünüyle kurtulması açısından anlaşılamayacağı açıktır. Nitekim, Lozan AntlaÅŸması sonrasında Türk dünyası, Atatürk’ü Azerbaycan’dan vazgeçtiÄŸi, Kuzey Kafkasya’daki BirleÅŸik Kafkasya cumhuriyetine yardımcı olmadığı ve Sultan Galiyev’in gündeme getirdiÄŸi Kuzey ve Orta Asya Türklerinin özgürlüÄŸüne uzak durduÄŸu için ağır biçimlerde eleÅŸtirmiÅŸtir. İslam dünyası ise, halifeliÄŸin kaldırılması doÄŸrultusunda bütün İslam dünyasının sahipsiz bırakılması gibi bir durumun ortaya çıktığını öne sürerek Atatürk’ün politikalarına karşı çıkmıştır. Bin yıl önce göçler yolu ile Anadolu yarımadasına gelen Ön Asya Türklerinin Osmanlı sonrasında yeni bir bağımsız devlet çatısı altında ayakta kalarak varlıklarını sürdürebilmeleri açısından zorunlu olan her türlü politik yaklaşım Atatürk tarafından geliÅŸtirilmiÅŸ ve denenmiÅŸtir. Ne var ki, bütünüyle Türk ve İslam dünyasını kurtaracak bir büyük devlet gücü olmadığı için, Anadolu ve Asya Türkleri bir bütünsellik içerisinde özgürlüklerine sahip çıkamamışlardır. Sultan Galiyev ve Atatürk’ün farklı ülkelerde yaÅŸamaları yüzünden ortak politikalara ve iÅŸbirliÄŸine gidemedikleri görülmektedir.
Osmanlı İmparatorluÄŸunun dağılma aÅŸamasında devleti ve ülkeyi kurtarabilmek üzere kurulmuÅŸ olan İttihat ve Terakki Cemiyeti Balkanlar’da kurulduktan sonra hem İmparatorluÄŸun hem de bütün Türk ve İslam dünyasının geleceÄŸi ile yakından ilg2ilenmiÅŸtir. Daha sonra partileÅŸerek iktidara gelen bu cemiyetin iÅŸbaşında olduÄŸu sırada ordu ve devlet teÅŸkilatı yenilenmiÅŸ ve oluÅŸturulan geniÅŸ istihbarat örgütü Fas dan Endonezya’ya kadar tüm Müslüman topluluklar ile olduÄŸu kadar Kuzey ve Orta Asya’da yaÅŸamlarını sürdüren Türk toplulukları ile de yakından ilgilenmiÅŸtir . İttihat ve Terakki Partisi ,iktidarı sırasında hem Pantürkizm hem de Panislamizm siyasetleri izleyerek bir büyük Turan yapılanması ardında tıpkı Sultan Galiyev ve arkadaÅŸları gibi koÅŸturmuÅŸtur. İttihatçıların bu siyaseti nedeniyle, Sultan Galiyev ve arkadaÅŸları İttihat Terakki Cemiyeti ile yakın iliÅŸkiler kurmuÅŸlar ve bu örgütün Rusya’da da yaygınlık kazanması için giriÅŸimlerde bulunmuÅŸlardır. Stalin bu durumu da dikkate alarak Galiyev’in izlediÄŸi milliyetçi ve ittihatçı politikaları kendisinin yargılanması için gerekçe olarak kullanmıştır. İttihatçılığın bir Panturanist politikalar ile Rus düÅŸmanlığı yapmasından ders alan Kemalist yönetim Misakı Milli sınırlarını esas alarak hiç bir biçimde sınır ötesi maceraya kalkışmayacağını açıkça ilân etmiÅŸtir. İttihatçılığın nasıl bir hayal olduÄŸu zaman içerisinde ortaya çıktıkça hem İttihatçılar siyasal mücadeleyi kaybetmiÅŸler , hem de Sultan Galiyev ve arkadaÅŸları bibüyük dünya dengesi olarak gerçeklik kazanan Sovyetler BirliÄŸi içerisinde silinme aÅŸamasına sürüklenmiÅŸlerdir. İttihatçılık da tıpkı Galiyevcilik gibi bütün Türk dünyasını batı emperyalizmine karşı birleÅŸtirmek isterken, tarih sahnesinden silinip gitmek zorunda kalmıştır. Çöken bir imparatorluÄŸu yeniden toparlamak için hem birleÅŸme hem de geliÅŸme esas olmalıdır düÅŸüncesiyle yola çıkan İttihatçılar, sonraki aÅŸamada dünya dengelerini iyi hesap edemedikleri için tıpkı Galiyev ve arkadaÅŸları gibi kaybetmek noktasına sürüklenmiÅŸlerdir. Kendi ülkesini kurtaramayan İttihatçıların Orta ve Kuzey Asya’da macera aramaları Galiyevci hareketi de olumsuz yönde etkileyerek Rus karşıtlığının artmasına ve Sultan Galiyev’in tasfiyesine giden yolun açılmasına neden olmuÅŸtur . Çöken Rus imparatorluÄŸu üzerine kurulan yeni ideolojik imparatorlukta Ruslar gene merkezi rol üstlenince , Moskova rejimi Rusya Türkleri ne olduÄŸu kadar Odsmanlı ittihatçılarına da karşı olmuÅŸlardır. Hatta Ruslar daha da ileri giderek İttihatçılara karşı açıkça Azerbaycan’dan vazgeçen Mustafa Kemali desteklemiÅŸlerdir. Sultan Galiyev ve arkadaÅŸları bu durumu da yerinde deÄŸerlendiremeyerek hem Moskova’yı karşılarına almışlar, hem de Bakü Kurultayı sonrasında Atatürk rejimi ile yakın iliÅŸkiler kuramamışlardır.
Sonuç
Atatürk ve Sultan Galiyev beraberce ele alındığında birisinin kazanan, diÄŸerinin ise kaybeden lider olduÄŸu görülmektedir. Atatürk bir asker olarak devlet adamı aklı ve dehası ile zaferi kazanmış ama Sultan Galiyev bir öÄŸretmen aydın olarak sahip olduÄŸu geniÅŸ kültüre raÄŸmen yürüttüÄŸü mücadeleyi kaybederek kurÅŸuna dizilmiÅŸtir. Dünyanın yeni bir yüzyıla girdiÄŸi aÅŸamada tarih sahnesine aynı anda çıkmış olan bu iki önderin jeopolitik konum nedeniyle politikalarının farklı olmasına raÄŸmen gene de, insanlık ve Türk dünyasının geleceÄŸi açısından sahip oldukları bazı ortak düÅŸünceler olduÄŸu görülmektedir. Atatürk gerçekçi bir lider olarak Avrasya’nın ortasında bağımsız bir Türk devletini kurarken bunu bütün Türk dünyasının özgürlüÄŸü için bir ilk basamak olarak gördüÄŸü anlaşılmaktadır. Mazlum ulusların uyanışını ve güneÅŸin doÄŸudan doÄŸuÅŸunu açıkça gördüÄŸünü söyleyen Atatürk, bir anlamda DoÄŸu halkları kurultayından gelen bir çizgide, Sultan Galiyev’in Büyük DoÄŸu yapılanmasına yöneldiÄŸi söylenebilir. Cumhuriyetin onuncu yılında, Sovyetler BirliÄŸinin bir gün dağılabileceÄŸini dile getiren Atatürk, Sovyet coÄŸrafyasında yaÅŸamakta olan büyük Türk dünyasının özgürlük ve bağımsızlığı için hazır olunması gerektiÄŸini açıkca ifade etmiÅŸtir. O günün koÅŸullarında Sovyet dengesini ve sosyalist bloku batı emperyalizmine karşı denge unsuru olarak kullanan Atatürk’ün Sovyetler BirliÄŸinin bir gün yıkılabileceÄŸini daha o günden gördüÄŸü anlaşılmaktandır. DoÄŸudan doÄŸan güneÅŸ gibi mazlum doÄŸu uluslarının da bir gün bağımsız olarak dünya dengelerinde etkili olacağını o dönemin koÅŸullarında gören Türkiye cumhuriyetinin kurucusunun, Sultan Galiyev’in hedeflediÄŸi büyük doÄŸu yapılanması ve Türk dünyasının kurtuluÅŸunun bir gün gerçekleÅŸeceÄŸini gördüÄŸü söylenebilir. Sovyetler BirliÄŸinin dağılmasıyla ortaya çıkan Türk dünyasındaki geliÅŸmeler ve Avrasya coÄŸrafyasında yaÅŸanmakta olan olaylar da, hem Atatürk’ü hem de Sultan Galiyev’i doÄŸrulamaktadır. Bugünün genç kuÅŸaklarına düÅŸen ulusal görev, yüz yıl önce Türk ve İslam dünyasının kurtuluÅŸu için mücadele eden bu iki büyük önderin düÅŸüncelerine sahip çıkmaları ve bir Atatürk- Sultan Galiyev sentezi aramalarıdır. Türkiye cumhuriyetinin emanet edildiÄŸi Türk gençliÄŸi ile Türk dünyasının çeÅŸitli ülkelerinden gelecek olan yeni genç kuÅŸakların, Atatürk ve Sultan Galiyev’in izinde giderek bir büyük yapılanmayı Avrasya kıtasında gerçekleÅŸtirmeleri gerekmektedir. Böylesine bir büyük proje Türkiye’nin önderliÄŸinde bütün Türk devletleri ve topluluklarının katılımlarıyla saÄŸlanabilirse , o zaman Avrasya süreci barış içerisinde tamamlanır ve bölge dışı emperyal güçlerin bir Avrasya hegemonyasına kalkışarak üçüncü dünya savaşı tehlikesi yaratmaları önlenebilir. Bu doÄŸrultuda bir ilk adımın atılabilmesi için ikinci Bakü Kurultayı, Türkiye ve İran’ın öncülüÄŸünde Azerbaycan’ın baÅŸkentinde bir an önce toplanmalıdır. Artık doÄŸu halklarının yerini doÄŸu devletleri ve Avrasya ülkeleri almalıdır. Türkiye’de bir büyük Avrasya devleti olarak İkinci Bakü Kurultayı ile doÄŸunun Türk ve müslüman halkları ve ülkelerinin her türlü emperyalizme karşı dayanışma içerisine girebilmeleri için öncü bir dış politika yürütmelidir. Atatürk ve Sultan Galiyev’in bıraktıkları siyasal miras bugün için böylesine bir tarihsel misyonu zorunlu kılmaktadır. Çok kutuplu dünyada evrensel barışın kurulabilmesi böylesine bir oluÅŸuma baÄŸlı bulunmaktadır.